You are hereGezgin / Nihayet Adrasan!

Nihayet Adrasan!


By hasibece - Posted on 04 Temmuz 2010

 

Adrasan’ı Emre Kınay ile yapılan bir röportajda okudum ve tanıdım. Her yıl gidip bir iki ay kaldığını söylemişti Emre Kınay ve fotoğraflarla bir cennetin resmini çiziyordu. Gidilecekler listeme eklemiştim ama aradan 5 yıl geçti ve ancak gidebildik.
 
Adrasan (Çavuş ya da Çavuşköy diye de geçiyor) özellikle çocuklu ailelerin ve yaşlıların tercihi gibi, sanırım bunda sakinliğin, doğanın ve sürekli esen rüzgarının da etkisi var, ayrıca denize karışarak serinlik yayan dereyi de unutmamak lazım. Çok büyük bir koy değil Adrasan, denize girilen yer çakıllı ama geniş bir kumsalı var ve deniz gerçekten çok temiz. Kıyıya vurmuş hiçbir şey göremiyorsunuz sadece ve sadece derenin taşıdığı kurumuş çınar yaprakları. Hele sabahın erken saatleri deniz tamamen bir göle dönüşüyor, yüzmek de büyük bir keyfe. Deniz, çevrenin yemyeşil oluşundan dolayı yeşilimsi bir tonda. Başı dumanlı Musa Dağı ise büyük heybetiyle koya büyük bir güzellik katıyor. Yüksek sesli müzikler yayılmıyor koya, sadece tura giden ya da dönen teknelerde çalınan şarkılar hareket katıyor. Sabah kuş ve horoz sesleri Adrasan koyunun sahibi.
 
Biz biraz da tüm yurdu etkisi altına alan yağışlı havaya denk gelmemizden dolayı serin bir tatil geçirdik ama her gün denize girdik, Adrasan’da giremesek de, tekne turunda bir koyda mahsur kalsak da. Her ne kadar ana yola olan uzaklığı bazen insanı çileden çıkartsa da biz yakındaki Çıralı, Olympos ve Phaselis koylarına da uğramadan dönmedik.
 
Uzun bir araştırma sonucu seçtiğimiz otel de bizi üzmedi neyse ki. Adrasan SİT alanı oluşu sebebiyle yıldızlı otel bulunmuyor, ancak yıldızlıları aratmayacak bir sürü otel, motel, işletme ve bungalovlar misafirlerini bekliyor.
 
Ulaşım:
 
Sabah 05.30’da koyulduk yola, önümüzde uzun bir yol vardı, molalarla birlikte tam 10 saat sürecek bir yol.
 
Bursa-Antalya: 543 km
Antalya-Adrasan: 94 km
Toplam: 637 km
 
Bursa-Bozüyük yolu istikametinde gidip İnönü yol ayrımından Kütahya’ya saptık.. Buraya kadar yol, özellikle Mezitler’deki yol yapımı sebebiyle zaman zaman tek şeride düşüyor. Kütahya’ya kadar olan yol çift, ancak bazı bölümler yine tek şerit. Kütahya-Afyon arası yolun çok küçük bir bölümü tek şerit onun dışında güzel ve sakin bir yol. Afyon’dan sonra çift yönde gidiyorsunuz, amaa o kadar işlek bir yolun büyük bir kısmının hâlâ bitirilememiş yol inşaatı sebebiyle tek şeride inmesi gerçekten hiç yakışmıyor bize. Tır ve kamyonların arkasına takılınca düşünün oluşan kuyruğu. Biz Batı Antalya’ya gideceğimiz için Burdur yolunu kullandık, ancak Side, Alanya tarafına gidecekseniz Isparta yolunu kullanmanız gerekiyor. Burdur sonrası yol hep çift şerit. Ancak Antalya’ya giriş yapınca her şey karışıyor, o kadar çorba bir trafik var ki. Hele Antalya’yı geçince tatil köylerine ve Kemer, Çamyuva gibi yerleşim yerlerine gitmek için tam dönemeçlerde karşınıza çıkan kırmızı ışıklar sizi çileden çıkarabiliyor. Aman dikkat diyorum.
 
 
 
Burdur’u geçer geçmez yol üzerinde bulunan İnsuyu Mağarası’na uğramadan yola devam etmeyin. Kısa bir mola vermiş olursunuz. Burdur’un meşhur ceviz ezmesini de burada bulabilirsiniz. Çeşitli hediyelikler, yeme-içme de mevcut. Ancak İpek Alanya’daki Dim Mağarası’nın daha güzel olduğuna kanaat getirdi ki biz de onu haklı bulduk.
 
Tekirova ve Ulupınar’ı geçtikten sonra Çıralı yol ayrımı geliyor, onu da geçip ikinci yol ayrımı Olympos-Adrasan’dan sola giriyorsunuz ve dar, zaman zaman kötü, ağaçlı, manzaralı 20 km yol gidiyorsunuz. Olympos yol ayrımını geçiyorsunuz ve Çavuşköy’e varıyorsunuz, köy meydanından Sahil tabelasını izliyorsunuz ve portakal-nar-limon ağaçlarının arasından ilerliyorsunuz. Yol yapımının yaz ayına denk gelmesi canınızı sıksa da, o güzel doğayı görünce affediyorsunuz.
 
Yol Durakları:
 
Önceden internette biraz da nerede mola verebiliriz diye araştırmıştım, çok bir şey bulamamıştım ama Afyon’daki Varan, İkbal ve Kolaylı Tesisleri’ni not etmiştim. İpek uyuduğu için Kütahya’ya varmadan önce Porsuk Barajı’na bakan hemen sonra sağ tarafta yeşil bir mola yeri dikkatimizi çekti ancak uyanmasın diye durmaktan vazgeçip yol almaya devam etmek istedik. Kahvaltı için yer ararken Kütahya’yı geçince kamyonların da mola verdiği bir petrol tesisinde durduk ancak İpek ile pis tuvaletini kullanınca burada kahvaltı etmek istemedik. Afyon’a kadar gelmiş olunca Kolaylı’ya girdik ama bin pişman olduk. Bir sürü eleman çalışmasına rağmen o kadar ağır iş yapıyorlar ki çay beklerken sinirlerim en üst seviyeye çıktı. İpek ile karışık tost istedik ancak o kadar iğrenç bir tosttu ki midemiz bulandı. Bir daha mı asla dediğimiz bir tesis oldu Kolaylı Tesisleri bizim için.
 
Aslında Antalya yoluna dönünce güzel ağaçlı tesisler varmış, tam istediğimiz gibi ama çok acıkınca bekleyemedik. Mesela Sümela Dinlenme Tesisi var, ondan önce de sağ tarafta birkaç tesis vardı. Bir Shell tesisinde kuru fasulyeci vardı not ettiğim. Akören Köyüne girerken küçük, yeşil bahçesi olan kahvaltı edebileceğiniz bir tesis var.
 
 
Antalya’dan Kumluca’ya doğru giderken Tekirova’yı geçince sol tarafta dere kenarına konuşlanmış Yarıkpınar Meydan Restoran ise mutlaka uğrayın diyeceğim tesislerden biri. İster kahvaltı edin derenin şırıl şırıl akan serin suyunun kıyısında ister balık-et türlerini yiyin, kahve ya da biranızı için.
 
Dönerken de Afyon’a kadar dayanamayacak halde ve İpek’in uyku saati olduğundan Isparta yolu ile birleşen kavşakta Ali Dayı Tesislerini seçtik ve yine bin pişman olduk. Yediğimiz köfte o kadar iğrençti ki ağzımdan tadı gitsin diye yoldan aldığımız kayısıları yiyip durdum.
 
Konaklama:
 
 
 
Biz eski bir işletme olan İkizler Motel’in geçen yıl yapılan otel kısmı Aslıhan Otel’de konakladık 8 gece. Musa Dağı tarafında, sahilde yer alıyor. İkizler Motel, bungalovlardan oluşuyor ve cadde üzerinde denize bakıyor, Aslıhan Otel ise 100 m geride yer alıyor. Aslıhan otel kendine özgü mimarisiyle 1+1 ya da dubleks tarzı odalardan oluşuyor. İki ayrı odadan oluşan otel özellikle çocuklu aileler için çok ideal ve ev havasında.
 
Otel tertemiz, çarşaf ve havluları da bembeyaz. İlk kez bir otelin çarşaflarını gönül rahatlığıyla kullandım ve ilk kez de havluları. 5 yaşındaki kızım yol boyunca uğradığımız iğrenç tuvaletlerden sonra otelin banyosuna girince “Anne, ay ne kadar temiz tuvaleti var, biz hep buraya gelelim” tepkisini vermeden edemedi. Ancak doğa sonsuz cömert davranınca örümceklerin de olması doğal karşılamak lazım sanırım. Rüzgarın hızlı olduğu gece de sivrisinek vardı odada.
 
Her iki işletmenin de tek restoranı var, kapalı, açık ve teras kısmı bulunuyor. Esintinin olmadığı akşamlar terasta yedik yemeğimizi, manzara muhteşemdi, gökyüzündeki ay da bize hep gülümsedi. Otelde çalışan pırıl pırıl genç garsonlar ise üniversite öğrencileri ve stajlarını yapıyorlarmış.
 
Yarım pansiyon şeklinde hizmet genelde. Sabah kahvaltısı açık büfe, ancak çok çeşit beklemeyin. Beyaz peynir, kaşar, siyah-yeşil zeytin, tereyağ, bal, fındık ezmesi, portakal-incir-çilek reçelleri, karpuz, bardakta ya da fincanda çay. Her gün yumurtanın farklı sunumları ile kızartılmış ekmek masanıza geliyor. İçecek kısmına keşke çocuklar için süt de eklenseydi, sütün ücrete tabi olduğunu otelden ayrılırken öğrendik ki, kızım genelde içmedi az istememe rağmen çok gelen sütünü.
 
Öğle zamanı ise ister bu otelde yersiniz bir şeyler ister çevre işletmeleri keşfedebilirsiniz. Biz sadece ilk gün aldık spagetti ve karışık kızartma, çok lezzetliydi. Zaten yemekleri çok lezzetli. Akşamları ise iki ayrı zeytinyağlı (ki patlıcan salatası ile yaprak sarmaya bayıldık) ile salata geliyor masaya. Her gün değişen bir menüsü var, çorba ile başlıyorsunuz sonra et tabağı geliyor ve bu balık, kırmızı et ve tavuk çeşitleri olabiliyor. Yanında pilav, domates-biber, patates gibi garnitürleri ile. Tavsiyem öğleyin çok yememeniz. Biz akşamları o lezzetleri bitirmekte zorlandık.
 
Sazlık da incelediğim yerler arasında idi, ancak yeterince fotoğraf göremeyince sitesinde, emin olamadım. Sazlık da sahil tarafında yer alıyor, Aslıhan Otele yakın.
 
Tekne turunda tanıdığımız arkadaşlar ise Portakal Bahçesi’nde kalıyorlardı ve memnunlardı. Çocuklu aileler için o sıcakta yürümek bir işkenceye dönüşeceğinden sahile uzak olduğunu belirtmek isterim.
 
Yeme-içme:
 
Tüm işletmelerin restoran kısımlarından faydalanabilirsiniz. Gözleme olayı yoğunlukta. Tavsiyem Adrasan Deresi kıyısında yer alan işletmelerin dere üzerine kurdukları özel teras localarında yemek yemeniz. Biz öğle sıcağında River Otel’in (Emra Kınay’ın kaldığını belirttiği bu oteli merak ettiğimiz için özellikle seçtik) serin teras locasında güveç-pilav ve cacık menüsünü seçtik ve sadece 10 lira. Dereye ayaklarınızı sokabilirsiniz, dere üzerine kurulmuş hamak keyfinin en güzelini çatabilirsiniz, minik ördek yavrularını besleyip bol bol fotoğraf çekebilirsiniz.
 
 
 
Adrasan yeme-içme bakımından genelde uygun bir yer. Bardakta çay 1 TL, Türk kahvesi 2,5 TL, patatesli gözleme 4 TL, gibi.
 
Aktiviteler:
 
En güzeli tekne turu. Tekne turlarına oradaki işletmelere ait teknelerle çıkabilirsiniz. İki alternatifiniz var ya sol tarafa yani Fosforlu Mağara, Korsan Koyu, Sazak Koyu, Ceneviz Koyu, Olympos Sahili ya da bizim gitmek isteyip de dalga ve fırtına nedeniyle yakın koyda mahsur kaldığımız Suluada tarafına gidebilirsiniz.
 
 
 
Biz Ramazan Kaptan’ın turunu seçtik ve 35 TL. İlk durağımız Fosforlu Mağaraya girmeye hepimiz önce çekindik ama “Hadi hep birlikte deneyelim, olmadı döneriz dedik” ve herkesi cesaretlendirdik. En arkada giden ben, mağaraya bayıldım, geriye dönüp baktığınızda kum olan su içinde gerçekten fosforlu bir şekilde görünüyorsunuz. 20 m kadar gittik, daha da ileride kumsal varmış ve fok balığı kuluçkadaymış. Sonra kızım ve eşimle de girdim mağaraya. Mağara duvarları sarkıt ve dikitlerden oluşuyor. Kaptan bir taş gösterdi, dilek dileyip değmeye çalıştık, ya kabul olursa.
 
Bir sonraki durak Sazak Koyunda arkadaşlar çamur banyosu yaptı Kaptanın hazırladığı çamurla. Kızım korktuğu için biz yapamadık. Kızım ilk kez tekneden atlayarak denize giremeyen büyüklerinin takdirini kazanmayı başardı.
 
Yoğun istek üzerine Olympos’a da uğradık, denize girdik, Çıralı’yı denizden gördük. İçlerinde en temizi Korsan koyu idi.
 
Öğle yemeğimiz yağda kızartılmış balık, soslu spagetti, salata idi. Sonrasında meyve ve bisküvili çay saati vardı.
 
Teknemizde yeni evlenmiş balayına gelmiş bir çift ile arkadaşları vardı, o nedenle müzik eşliğinde eğlence de zaman zaman tura renk kattı.
 
 
 
Bir diğer etkinlik Tekirova’yı geçince Rodosluların kurduğu antik kentin yer aldığı Phaselis olabilir. Biz buraya bayıldık. Orta liman denilen yer tam kızıma göre bir denizdi. Rüzgar olmasına rağmen o bölge rüzgar almıyor ve suyu oldukça sıcak. Herhangi bir tesis bulunmuyor, o nedenle yiyecek ve içeceğinizi yanınızda götürmeniz gerekiyor. Ayrıca eğer müze kartınız yoksa giriş 8 TL. Sabah 09.00 açılış saati, akşam 19.00 kapanış saati. Turistlerin yoğun bulunduğu bir bölge.
 
Phaselis’ten Antalya’ya yönüne biraz ilerleyince sol tarafta Tahtalı Teleferik var. Kapıdan girip teleferike kadar 7 km imiş ve hafta içi kişi başı 40 TL, hafta sonu 30 TL. Her yarım saatte bir 2365 m yüksekliğe çıkma olasılığınız bulunuyor, bir kişi bile olsa teleferik o parayı alınca sevine sevine çıkıyormuş. Biz aile bireylerinin hayır oyu kullanmasından dolayı çıkamadık.
 
Bir başka alternatif Olympos’u gezmek, yine müze kartınız varsa iyisiniz, yoksa kişi başı 3TL ödüyorsunuz. Konaklamak isterseniz bu girişe kadar birçok bungalov tipi işletme var ve gençlerin yoğun rağbet ettiği bir yermiş. Yarım pansiyon 30 TL şeklinde kapısına ilanını asmış yerler bile vardı.
 
 
 
Biz devam edip Çıralı’ya geçtik. O günkü gazetemiz, İngiliz dergisi tarafından Çıralı’nın en güzel koylar listesine alındığını yazıyordu. Çıralı, Kemer’in Ulupınar Köyüne bağlı bir mahalle aslında ve tarihi Likya yürüyüş yolu buradan geçiyor. Denizden bakınca ağaçlardan hiç tesis görememiştik. Karadan gidince de gerçekten yeşilliğin içine gizlenmiş bir sürü tesis görüyorsunuz. Hepsinin nefis bahçesi var. Biz rastgele yöre halkının tercih ettiği ağaç altı ve kızımın kumlarla oynayabileceği bir yer olan ismi yazmayan tesisi seçtik ve akşamı orada ettik. Caretta Carettalar var kumsalda o nedenle şemsiye dikmek, farları açık tutmak yasak. 3,29 km uzunluğunda büyük bir koy Çıralı. Denizi çakıl. Çok tekne olduğundan mıdır bilmem ilk girişte denizde pislikler vardı, biraz açılınca nefis bir deniz sizi kucaklıyor.
 
 
 
Oraya gidip de Yanartaş’a (Chimera) gitmemek olmazdı. Ben o kadar yolu gidemem diye düşünürken garson çocuk bize merdivenler olduğunu söyledi. Giriş ücreti 3,5 TL ama müze kart geçmiyor. Çocuk arabasıyla gidilir mi diye sorduk, görevli tam gidilmez demedi biz yine de arabayı almadık ve İpek’i bir kutu şeker ile kandırdık. İyi ki almamışız asla bebek arabası gitmez o yoldan. O şekerleri yerken yürüdüğünü anlamayacaktı. Nitelim planımız iyi tuttu. Yol yaklaşık 900 metre ve kötü yapılmış merdivenler ve yer yer kötü patikadan ilerliyorsunuz, sürekli bir tırmanma durumu var. Hiç mola vermeden alevlerin olduğu yere ulaştık, herkes İpek’in oraya nasıl çıktığına şaşırmış olsa da, İpek asla unutulmayacak bir tatil anısına sahip oldu. İniş daha zor geldi bize ve şeker yemeye devam eden İpek hiç mızmızlanmadı.
 
Sekiz günlük bir tatilin ardından 100 gün orada kalmak isteyen İpek ile Adrasan’ı bırakıp gelmek hiç hoşumuza gitmedi.
 
 
İlgili web siteleri ve iletişim:
 
www.hotelaslihan.com (Rıza ve Mehmet ikiz kardeşler) Tel: 0 242 883 12 60
 
www.riveradrasan.com (Oğuz Duran)
 
www.adrasan-mavitur.com (Ramazan Kaptan için)
 
 
Meydan Restoran: Cemil Uygun 532 253 13 24
 
 
 
 
Çıralı'da kalmak istiyorsanız bizimle aynı dönemde kalan yeğenlerimizin test ve tavsiye ettiği Villa Monte otel için:
 
 
  
Etiketler

ben de yıllardan beri isteyip de gidemediğim için böyle bir başlığı uygun gördüm:)) güzel tatil fotoğraflarınızın bir kısmını gördüm, bayıldım. dolu dolu geçirmişsiniz her gününüz belli, ne mutlu... sevgiler

Adrasan'da aynı tarihlerde tatil yaparken tanıştığımız Hasibe Hanım, Eşi ve Kızı ile Ramazan Kaptan'ın tekne turunda beraberdik. Küçük kızımız Didenur ile İpek beraber oynadılar. Ayrıca aynı otelde konakladığımız yeni evli çift ve Kayserili (diş hekimi) arkadaşları da tekne turunda idi. Tekne turunu o kadar beğendik ki, 2 gün sonra hep beraber tekrar (fakat bu sefer SuluAda tarafına)gidelim diye sözleştik. Fakat otelde internetten hava durumuna baktığımda o gün fırtına olacağını görünce çocukları da düşünerek tekne turundan vazgeçtim. Kayserili arkadaş her ne kadar beni ikna etmeye çalıştıysa da ikna olmadım. O gün fırtına nedeniyle ne sabah ne de öğleden sonra denize giremedik. Biz de sıkılınca kendi çapımızda treking yapalım dedik ve sahilin sol tarafında görülen dik tepeye doğru yürüyüşe gittik. Adrasan'ın yukardan resimlerini çektik. Yukarı bir noktaya gelince koyun öbür tarafını görebildik. Bir de ne görelim. Bizim tekne koya sığınmış, onun da resmini çektik. Kayserili arkadaş akşam geldiğinde gerçekten koya sığındıklarını öğrendik, ve kendisi bize "siz ne akıllı bir ailesiniz böyle" diyerek iltifat etti ve hep beraber gülüştük. Ne yazık ki, döndüğümüz Cuma gününe kadar İpek ile Anne Babasını göremedik. Fakat bu siteyi görünce sevindik. Orada tanıdığımız herkes ile samimi ve güzel vakit geçirdik. İnşallah tekrar Adrasan'da tatil yapma fırsatı bulabiliriz. Bülent-Derya Sezen ve Kızları Elifnur ve Didenur.

Adrasan arkadaşlarımız merhaba,

Yazınızı gülerek okuduk, gerçekten akıllılık etmişiniz, biz hava durumundan bihaber Ramazan Kaptan'a uyduk, Mahsur Tekne Kafe'de günümüzü gün ettik:)))) Denize girdik tabii ama oldukça pahalıya geldi bize, Suluada da hayal oldu.

Evet sizinle bir daha hiç karşılaşamadık, başka tatillerde görüşmek ümidiyle selamlar...

 

Yeni yorum gönder