You are hereDut Ağacı / Her Telden

Her Telden


By hasibece - Posted on 18 Haziran 2007

Her telden
 
Bugün, içi kıpır kıpır yerinde duramayan kelebeğin gördüğü her güzel çiçeğe özenip konuverdiği gibi çeşitli konulara konmak istiyorum. Kurumuş çiçeklere de uğramayı istiyorum ama. Her yer mis kokulu rengarenk çiçeklerle bezeli değil maalesef. Bazen ise uçamıyorum...
 
Ben bir kelebeğim beyaz, kanatlarında sarı ve açık mavi renkli benekleri olan. Konuyorum en sevdiğim çiçeğe, babama. Çok şanslıyım, çok şükür ki telefonla da olsa gününü kutluyorum, öpücükler gönderiyorum teller aracılığıyla uzak diyarlardaki babama. İçim rahatlıyor, ne mutlu bu yıl da vardı diye, inşallah uzun yıllar da var olur diye de dua ediyorum. 6 yıl önce bir firmanın babalar günü nedeniyle düzenlediği yarışmaya gönderdiğim yazım ödül almış, borçlu yeni evli bir çift olarak Erdek’te hafta sonu tatili yapma imkânını elde etmiştik. Babamı yazmıştım, bizim üzerimizdeki emeklerini anlatmıştım, soğuk kış gecelerinde 20 kilometrelik yolu nasıl aşarak ekmek parası kazandığını anlatmıştım. Yazıyı araştırdım ama bulamadım. Gurur duyuyorum babamla, babalık yapan bir babaya sahip olduğum için. Bütün çocukların da biyolojik değil, gerçek babaları olsun istiyorum. Biliyorum böyle günlerin babasız evlatların ya da evladını kaybetmiş babaların içini nasıl dağladığını. Onları da unutmuş değilim başta eşim olmak üzere. O hem babasını kaybetmiş bir evlat, hem evladını kaybetmiş bir baba. Tüm babaların günü kutlu olsun, mutlu olsunlar diyorum.
 
Ben bir kelebeğim siyah, gümüş benekleri olan. Konuyorum şehit babalarına. İçim acıyor her gün şehit haberi almaktan. Ya bu şehitlerin anaları, babaları, kardeşleri, eşleri, masum çocukları nasıl dayanıyor... Benim ağlayan içim ne ki onların yanında. Aldı başını gidiyor bu uğursuzluk. Daha kaç çocuk babasız kalacak, kaç baba evlatsız kalacak, niye susmuyor silahlar, niye bitmiyor haince planlar, yetmedi mi bu kayıplar, acılar... Dursun artık, bitsin... Ağlamasın minicik gözler, yükselmesin feryatlar yakılmasın ağıtlar... Uçamıyorum başka çiçeğe, kanatlarım kırık... Her yer gri, güneş de kayboluyor onlarla birlikte...
 
Ben bir kelebeğim kahverengi, kanatlarımda beyaz ve sarı çizgileri olan. Konuyorum tüketim modelimize. Ben ne zamandan beri babalar günü ve anneler günü kutluyorum tam hatırlayamıyorum ama, yoktu çocukluğumda, kutlamazdık biz. Artık yıl, günlerden geçilmiyor ve öylesine bir etiket yapıştırılmış ki bu günlerin üzerine “tüketeceksin, hediye al” yazıyor. Almamaya dirensen bile kafanı çevirdiğin her köşede güne özel kampanyalar “alacaksınnn” diyor yüksek sesle bağırırcasına. Tüketim için öyle büyük planlar ki, sanki sevgiyi yalnızca bu günlerde yaşatıyormuşuz gibi bir resim var ortada. Ben İpek’e biraz yardımcı olmak istedim bu yıl, babasının ihtiyacı olan giysiyi almayı bugüne bıraktım ve ayrıca denemeyi düşündüğüm kalpli kurabiye tarifini uygulamayı da cuma gününe. Ne zamandır kurabiye canı istiyordu, hediyesini soranlara göğsünü gere gere söylesin dedik. Bir de böyle durum var, unutulmuşsanız ya da soran kişiye daha büyük hediye gelmişse falan resmen sevilmediğinizin sağlaması yapılıyor, ne alakaysa. Hepsi ithal bu ürünlerin, planların. Direniyorum dahil olmamak için onlara çoğu günde. Zaten hediyede farklı olanı sunma hevesim hep olmuştur ama son dönemde bu farklı olmaya el emeği de eklendi. Para verip oluşumunda hiçbir emeğim olmayan hediyeler bana soğuk gelmeye başladı. Ya ben baştan sona üreteceğim, ya ilaveler yapacağım, ya parçaları birleştireceğim ama bana ait olacak. Kendim de bu tarz hediyeleri seviyorum, vermeye de bayılıyorum. Ayrıca özel bir gün olmadan vermeyi daha çok seviyorum. İşte bu nedenle pişti çikolataya batırılmış kakaolu kalpli kurabiyeler.
 
 
Ben bir kelebeğim sarı, kanatlarımda kahverengi ve kırmızı benekleri olan. Konuyorum hayatın dönüm noktası kabul edilen önemli güne, üniversite sınavına. Milyon öğrenci stres içinde hayatına yön verecek sınavı atlattı babalar gününde. Sınavın olduğu saatlerde aklımıza geldi bugün sınavın olduğu. 1993’te Eskişehir’de küçük sıraları olan bir okulda atlattığım kaderimi değiştiren sınav geldi aklıma sonra. Ne annem, ne babam, ne de bir yakınım vardı okul bahçesinde endişeyle bekleyen, biz yalnız gitmiştik sınava yatılı öğrenciler olduğumuzdan mıdır bilmem. Neyse ki bir kerede halletmeyi başarmıştım, hem de iyi bir şekilde. Aksi halde halim nice olurdu. Bu kadar yaygın da değildi dershaneler, sınıfımda lisenin başından hazırlanmaya başlayan öğrenciler moralimi bozsa da ben çok dershane tozu yutmadım. Sırf kendime olan güvenim artsın diye sınava bir ay kala uğramıştım dershaneye. Çok planlı bir şekilde dergilerle kendim hazırlanmıştım. Ama şimdi dershanesiz asla olmaz diyorlar. Niye okulla yürüyemiyor bu sistem? Okul anlamını yitirdi mi yani? Yazık akan paraya, kaybedilen zamana. Ya tüm çabalara rağmen başarısızlıkla sonuçlanan bir son? Aileler gençlerle birlikte sınavla yatıp sınavla kalkıyorlar, ilişkilerini de etkiliyor üstelik. Kazanan zaten kazanmış oluyor, ister başarı olsun ister olmasın. Çok güzel bir sektör yarattık, okulları da unuttuk sanırım. Böyle olmamalı diye düşünüyorum, yanlışlıklar yok mu biryerlerde? Doğrusu bu olsa niye üzüntü duyayım? Şimdiden kaygılanıyorsam 2 yaşını doldurmamış çocuğum için, zamanı gelince ne yapacağımı hiç bilemiyorum.
 
18 Haziran 2007

 

Yeni yorum gönder