You are hereCennet Marmaris Gezi Rehberi

Cennet Marmaris Gezi Rehberi


By hasibece - Posted on 08 Temmuz 2013

Cennet böyle bir yer olmalı dedim gezdiğimiz her köşesi, gördüğümüz her koyu, gittiğimiz her köyü ile Marmaris'e. Aman nazar değmesin bu güzelliklere. Yeşil rengi kararmasın, sararmasın diye dua ettim gezi boyunca. Tepeleri sarıp sarmalayan çam ağaçlarına bayıldım. Yeşilin, masmaviyle olan dostluğunun asırlar boyu devamını diledim. Sekiz yaşındaki kızımın bu doğa güzellikleri karşısında kurduğu, “Anne, benim en yakın arkadaşım doğa” cümlesi, onun da bu doğa güzelliği karşısında nasıl etkilendiğinin bir göstergesi.

Marmaris’e üniversite yıllarımda çalışırken bir hafta iş için gelmiş ama hiç tadını çıkaramamıştım. Sonraki yıllarda da hep yol üzerinde kalan, keşfedilmeyi bekleyen bir tatil bölgesiydi. Önceden yaptığım 12 günlük otel rezervasyonuyla Marmaris bölgesinin altını üstüne getirme hayalini kurmuştum ve hayalim gerçek oldu. Bu sefer ilk kez bir değişiklik yapıp tatil bitmeden gezi notlarımı almaya başladım, çünkü dönüşte Fas gezisini bile aylarca bitirememiş olan ben, 12 günü nasıl bitirirdim? İyi ki de böyle yapmışım yoksa yaz yaz bitiremezdim.

Çok uzun yazmadan gittiğimiz yerler hakkında kısa bilgiler ve öneriler bulacaksınız. Ama önce kaldığımız otel Faros Grand Marmaris ve ardından Marmaris merkez…

Geçen yıl da www.yakala.co aracılığı ile Alaçatı’da bulunan Alaçatı 24 Suits Hotel ile tanışmış ve çok memnun kalmıştık. Tesadüf oldu belki ama bu yıl da www.yakala.co ile Faros oteli rezervasyonu yapıyoruz. Otel hakkında kaygılarım var gidip görene kadar ancak fiyata göre performans çok iyi. Zaten lüksü aramayan ve temizliği, samimiyeti, sakinliği, ihtiyaca cevap vermesi yeterli olan yerleri tercih etmekte tereddüt etmeyen biz için güzel bir yer. Merkezde değil, Marmaris’e girişte Armutalan’da bulunuyor, genelde yabancı turistleri ağırlıyor ve sade bir havuzu bulunuyor. Deniz varken hele hele mis gibi bir sürü koy varken o kalabalığın girdiği havuzu küçümseyen biz üçlüsü havuzu doğal olarak görüntü dışında hiç kullanmıyoruz. Çalışanları samimi ve güleryüzlü, ne istersek yerine getirmeye çalışan, yardımseverler. Her akşam farklı konseptte animasyonları da var, yemek sonrası. Tek olumsuz yanı, klimalarının dışarıdaki bölümünün çok sesli çalışması ve siz kullanmasanız da yan tarafta kullananın sesini duyuyor olmanız. Odaları da biraz daha ferah olsaymış iyi olurmuş diyoruz.

Her gün servis var Marmaris merkezdeki plaja ancak biz hiç kullanmıyoruz, arabayı bile almıyoruz akşamları merkeze giderken, otelin önünde geçen dolmuşu kullanıyoruz. Yürümeyi seviyorsanız 20 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde.  Arabalı iseniz bu otelde kalmak daha rahat olabilir, bu uyarıyı yapayım.

Gelelim yemeklerine… Sabah kahvaltısı, ilk bakışta çok zengin görünüyor, ancak yemeye başlayınca az buluyor insan. Neyse ki her gün omlet ya da sahanda yumurta yapan bir aşçı var, sohbeti de yerinde. Son gün görüyoruz ki sıcak çeşitlerde bir artış var. Poğaça, kek türleri lezzetsiz buluyoruz ve hiç tüketmiyoruz, meyve bulunuyor her sabah. Sabah sıkı bir kahvaltının ardından biz koylar arasında kayboluyoruz tâ ki akşam yemeğine kadar. Akşam yemeği, kahvaltıya göre çok daha çeşitli. Salatalar, tatlılar, ızgaralar, 4-5 çeşit normal yemek ve her akşam pideler… Kilo alarak dönüyoruz Marmaris’ten

Dışarıdan da gelip yemek yemek isteyenler için fiyat çok uygun sadece 19TL

Ayrıntı isteyenler için

http://faros.com.tr/hotels/marmaris/

Marmaris:

Buzdolabımıza mıknatıs seçerken fark ettik, neyi ön planda bu tatil cennetinin? Bodrum’un beyaz evleri, Akyaka’nın Osmanlı mimarisine sahip begonvilli evleri derken Marmaris’e koyları dışından bir etiket bulamıyoruz. Zaten marinalar, yatlar, yelkenliler derken Marmaris merkezde denize girmemeye karar veriyoruz. Denizin üstündeki yağlı tabakayı yakın yerlerde hep görüyoruz ve üzülüyoruz. Keşke bir şeyleri sahiplenseymiş, işte o zaman farklı bir yer olurmuş. Ama yeni yapılan bir meydanı var ki, Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşen Hoca böyle bir parkı nasıl yapmaz diye aklımdan geçirmeden edemiyorum. Marmaris 19 Mayıs Gençlik Meydanı… Su fıskiyeleri klasik müzik ve görüntü şenliği içinde her akşamdans ediyor. Herkes akşamları orada. Fotoğraf makinelerinin flaşları patlıyor art arda… Özelliği olmayan heykeller önünde bile turistler fotoğraf çektiriyor, “burası işte Marmaris” demek için.

Açılış videosu için:

http://www.youtube.com/watch?v=dHn9PWelF_c

Veee Marmaris gezisi…

Gökova-Akyaka:

Sabah 05.30 gibi çıkıyoruz yola, bayılıyorum bu saatteki yolculuğa… Ve eskiden Akyağ olan ama geçen yıldan beri Can Köfte olan Akhisar öncesindeki kahvaltı mekânımızda nefis bir kahvaltı molası. Yol yapımları epey bitmiş, İzmir Bursa’dan 3,5 saat. 1 saatlik mola dışında Çine çıkışında yarım saat kahve molası veriyor ve 13.30 civarında otele gidip havuzuna girmektense Akyaka’da nefis denize atalım deniz deniz inleyen kızımızı diyoruz.

Can köfte serpme kahvaltı: 13TL kişi başı (4 çeşit peynir, 3 çeşit reçel ve bal, zeytinyağlı koca bir tabak domates-salatalık, kızarmış köy ekmeği, nefis bir omlet ve bardak çay)

Akyaka’ya bayılıyorum, kendine has mimarisini koruduğu için. Eskiden daha çok yerli turist ağırlarken artık yabancı turist sayısında da artış var. Burada daha çok evler apart olarak hizmet veriyor. Denize köyün merkezindeki plajdan, giriş bedeli ödeyerek Orman Kampından ya da arabanızla bizim gibi Bodrum yönünde ilerleyerek güzel koylardan birinde girmek mümkün. Su biraz bana soğuk geliyor, sanırım Azmak deresinden ötürü. Yeme içme ise makul, henüz uçurmamışlar. Azmak deresi kenarında da bir sürü tesis var ve manzaraları da güzel.

Akyaka, deniz kenarı kafe:

Çorba:5 TL, Tost, çay, ayran ve kola:9TL

Marmaris İçmeler:

Marmaris içinde denize girmenin için çok cazip olmadığını söylemişler, tavsiyelerde bulunmuşlardı. Biz İçmeler ile başlamak istiyoruz. Araba ile 10 dakika. Oteller dolmuş taşmış. Sahil vıcık vıcık insan kaynıyor. Biz koyun en sonuna gidiyoruz ve kafe-restoran olarak hizmet veren Deniz Kapısı’nı seçiyoruz, çünkü sahili dar, o nedenle de çok kalabalık olması imkansız. Yiyip içmek şartıyla şezlong ve şemsiye bedava. Deniz ise hemen derinleşmiyor, ancak çok da berrak değil. Zaten su sporları da hem koku hem ses yapıyor, yani bize göre değil ama test etmek de gerekiyor. Biz günün yarısında Turunç’u da görelim diyerek ayrılıyoruz.

Deniz kapısı:

Bir hamburger (güzeldi), Türk kahvesi: 6TL ve soda: 18 TL

Turunç:

İsmi çok hoş gelmiştir bana. Marmaris bölgesinde yönlendirme tabelalarında bir eksilik var, o kadar popüler bölge olmasına rağmen eksik tabela nedeniyle yol bulmakta güçlük çekiyorsunuz. Turunç’a giden yolu zor zahmet buluyoruz, epeyce tırmanacağınız bir yol sizi bekliyor. Çam ağaçlarının arasından kıvrıla kıvrıla ilerliyorsunuz ancak sıcaktan asfalt iyice erimiş o nedenle çok yavaş ilerliyoruz (iki gün sonra tam gün deniz sefası için gittiğimizde anlıyoruz ki Karayolları o gün yola zift atmış, sonrasında da mıcır yani oldukça tehlikeli bir yol olmuş). Dağlara doğru tırmandıkça arkamızda bıraktığımız İçmeler manzarası muhteşem, tabi birazdan karşımıza çıkacak olan Turunç da öyle. İniş daha kolay. Turunç İçmeler’e göre daha küçük, daha sakin, daha sevimli bir yer. Arabayı park edip biraz dolaşıyoruz. Plajı ve deniz de daha güzel, temiz. Fiyat daha makul. Çok sayıda apart bulmak mümkün. Buraya tekrar gelelim diyerek otele dönüyoruz.

İkinci kez gittiğimizde bir restoran-motel olan Can Motelin bahçesindeki dut ağacının altında zaman geçiriyor, denize giriyoruz. Cumartesi olduğundan mıdır, burada İçmeler’in tersine yerli turist çoğunlukta. Deniz çok çabuk derinleşiyor ve giriş kısmı acayip taşlık, sahili kum.

Can pansiyonda Oda Kahvaltı kişi başı fiyat:45TL

Spagetti:11TL, Bira: 7TL, Çupra: 16TL, Çorba:5TL

http://canmotel.net/

 

Selimiye:

Hep istemiştik burada tatil yapmayı ve görmeyi ancak gidebiliyor olmanın bir mutluluğu var. Datça yolu üzerindeki Bozburun sapağından sol tarafa giden yola giriyorsunuz. Önce Hisarönü Köyü, ardından Orhaniye, Turgut ve Selimiye. Biz gidebildiğimiz yere kadar gidip sonra da dönelim diyoruz. Ama deniz saati olduğu için Selimiye’de duruyoruz.

Bir butik otel olan yerle konuşuyoruz kafesinden yararlanmak şartıyla plajından denize girmeyi deniyoruz. Çok sessiz bir yer Selimiye. Doğa ise bizi hayal kırıklığına uğratıyor çünkü kayalık tepeler nedeniyle yeşil çam ağaçlı deniz manzarası yok. Köyün içi apart ve butik otel dolu. Ancak pahalı bir köy. Bu butik otelin yalnızca bir odası doluydu mesela, akşam yemeğine de gelen yokmuş, fiyatları uçuk. Biz kalkarken Yunanlı turistler gelmişti, biraz canlılık kattılar. Köy, koy boyunca uzunlamasına devam ediyor biz ancak yarısına kadar gidebiliyoruz zaman kısıtlılığından.

Çift kişilik oda kahvaltı fiyatı: 225TL

Türk kahvesi, 2 soda, bir büyük su, 2 bardak çay:24TL

Bozburun:

Selimiye Köyünden 7km. Kıvrıla kıvrıla gidiyor yol, ağaçsız, makiyle kaplı kayalık dağlar eşliğinde. Bozburun çok küçük bir yer, tek tük yerli halk dışında kimse yok sokak ve caddelerde. Koyda yelkenli ve tekne sayısı çok. Bozburun, aslında tam bir sığınak tekneler için, göl gibi deniz. Zabıta memuresine rastlıyoruz, plajı soruyoruz, biraz ileriyi işaret ediyor gidiyoruz ama plaj demeye şahit lazım, kimseler de yok zaten. Deniz boyunca caddede ilerleyip apart, otel olanların hemen denizin kıyısına attıkları şezlong ve masalardan birinin önünde duruyoruz, yeme-içme karşılığı kullanmamıza izin veriyorlar. Bize taze çay demliyorlar, patates kızartıyorlar. Keyfimize diyecek yok çünkü sahilde bizden başka kimse yok. Deniz tam istediğimiz gibi kum olayı yok direkt merdivenden giriş var. Çok sıcak hava, serinlemek için tertemiz suya atıyoruz kendimizi. Bozburun’u çok seviyoruz, denizini, sakinliğini. Her şeyden uzak sadece deniz tatili yapmak isteyenler için ideal ancak gece hayatı renkli olanlar için sıkıcı olabilir. Açıkçası Selimiye’den daha çok seviyoruz. Deniz daha güzel en önemlisi. Ayrıca daha uygun fiyatları.

Çift kişilik oda-kahvaltı fiyatı:140TL

7 bardak çay, iki porsiyon patates: 20TL

http://www.hotelmelisa.com/

Turgut Şelalesi:

Turgut Köyünde bulunuyor ve Marmaris-Bozburun asfalt yola 1 km uzaklıkta, yol toprak, ancak gittiğinize değecek bir yer. Hem serinlemek hem bol oksijen almak hem doğa içinde bir yürüyüş yapmak isterseniz mutlaka tavsiye ederim, bize de resepsiyondaki genç tavsiye etmişti, iyi ki uğramışız diyoruz. Giriş ücretli, tuvaletleri güzel, ancak biz 19.00’dan sonra şelaleden çıktığımızda görevliler gitmiş, tuvaletler kilitlenmiş, giriş ücretsiz olmuştu. İçeride yeme-içme tesisi de bulunuyor, dilerseniz burada yeme molası da verebilirsiniz. Güzel bir yürüme yolu yapılmış, doğal ağaçtan çitlerle. Devasa büyüklükteki Sığla ağaçları zaten büyüleyici. Buz gibi su akıyor, şelale aslında küçük ama çevre güzel. Şelalenin olduğu yerde doğal havuz var ve atlamak yasak ama oğlunun atlaması için tezahürat yapan aileye rağmen bizimkiler baba-kız havuza dalıyorlar. Önce soğuk buluyorlar, sonra suyun çok güzel olduğunu, çıkmak istemediklerini ve hatta İpek böceği zaman kalırsa yine gelmek istediğini söyleyip duruyor tatil boyunca.

Şelale giriş ücreti: kişi başı 3TL

Çamlı-Boncuk Koyu:

Sedir Adası’na (Kleopatra Adası) gitmek için kızım doğmadan önce gelmiştik bu yeşil köye, Çamlı’ya. Köye girişte butik oteller yer alıyor. Sedir Adası’na gidiş teknelerle ücret karşılığı yapılıyor. Biz yola devam ediyoruz, yol dar ve çok kıvrımlı. Önce karşımıza İncekum Plajı çıkıyor biz Boncuk Koyu’na devam ediyoruz. Yol toprak, dar. Koyu uzaktan görünce heyecanlanıyorum, çünkü büyük ağaçların ve palmiyelerin gölgelediği nefis bir koy var karşımızda. Koyda bir tesis var ve özel mülk olan bu yerin işletmeciliği bir şahsa ait olduğu için giriş ücretli. İster ağaç gölgesinde oturun, ister doğal şemsiyelerin altında ya da kumsaldaki şezlonglarda güneşlenin ya da çadır kurun durun siz en iyisi karavanla gelin ve kalın. Hepsine uygun bir koy. Deniz hemen derinleşiyor ama su temiz, tabi tekneler kirletene kadar.

Giriş kişi başı: 10TL, Çocuk ücretsiz

Adaköy-Yalancıboğaz, Cennet Adası Nimara Mağarası:

İnternetten araştırıyorum, nereleri görmeliyiz, neleri yapmadan dönmeliyiz diye ama şunu anladık ki her tavsiye sizin zevkinize uymayabilir. Marmaris girişindeki Aksaz tabelasını takip etmeniz gerekiyor zira Adaköy diye herhangi bir tabela bulunmuyor, ileride çıkıyor karşınıza. Yine hedef, en sona gidip geze geze dönmek. Cennet Adası Mağarası tabelasını izliyoruz. Yalancıboğaz ile Cennet Adası karaya bağlanmış ancak hiçbir olay yok çünkü marina var, bol tekneler var. Zaten yol marinadan sonra bozuluyor ve devamı yok galiba dedirtiyor ama Nimara Mağara tabelasını izliyoruz. Dar ve toprak olan kötü bir yoldan geri mi dönsek diye diye adanın en yüksek tepesine ulaşıyoruz ve motorlu bir çiftten başka kimse yok mağara girişinde. Ücretsiz olduğunu yolun kötü ve bakımsız olmasından anlıyoruz. Mağara aslında oldukça büyük bir oyuk, kutsal bir geçmişi varmış ancak gidip görmeyi gerektirecek kadar bol zamanınız varsa gidin yoksa boşuna arabanızı mahvetmeyin derim. Zaten insan ürperiyor, çok ıssız ve mağara içi oldukça serin, üşütecek kadar. Bazı yazılara göre mağara 100 bin yıllık, bazılarına göre 300 bin yıllık, Marmaris’in ilk yerleşim yeri olduğu da düşünülüyor.

Yol kenarında gördüğümüz kafelerin birinde duruyoruz, yine yeme içme karşılığı sahilinden faydalanıyoruz. Girişi yine taşlık hem de kara çakıl ancak bir duba var ve İpek atlamayı çok seviyor, eğlensin ve akşamı ederiz diye bir masaya oturuyoruz. Yerli yabancı herkes var burada. Denizin girişi kötü ama ilerleyince temiz olduğunu görüyorsunuz, yüzmek keyifli. Oradaki garsondan öğreniyorum ki burası “Aktaş”mış. Ne tezat oysa ki!

Yolda gördüğümüz Aksaz tabelasından dönüp ilerleyince Denizci bir asker bizi durduruyor meğer 20 km sonra birlik varmış, askerin Türkçesi kötü, sorduğumuz sorulara tam cevap alamadan ayrılıp otelimize dönüyoruz.

Çiftlik Tekne Turu (Uzun olan tur)

Seçtiğimiz tekne White Whale. Birkaçı ile konuşuyoruz hepsi diğerini kötülüyor, o orada durmaz, yüzdürmez ama sanırım hepsi aynı. 8 yaşındaki çocuk bile bu konuşmanın ardından bir kötülük olduğunu anlıyorsa fazla söze gerek yok. “Anne ya, bu adamlar nasıl konuşuyorlar böyle, tuhaflar valla” diye başlıyor söze.

Sabah 09.30’da otelden alınıyoruz ama akşama servis yok bilginize. Tanıtımda hepsi şezlong sayısı kadar yolcu aldığını söylese de binerken görüyoruz ki 60 olan sayı 100’e çıkmış. Neyse ki serviste bir aksama olmuyor. Yabancı turistler nedense öncelikli, bilseler ki onlar gitse onların ülkesine ikinci sınıf vatandaşı muamelesi görecekler, böyle davranırlar mı acaba?

  1. Durak: Korsan Mağarası. Biz sanıyoruz ki Adrasan tekne turundaki gibi mağaranın içine gireceğiz ama bir oyuk burası ve deniz nedense tertemiz değil. Gelen her tekne sanırım kirletiyor. Çok yüzmeden çıkıyoruz biz.
  2. Durak: Ildırmam, Ilıpınar: İsimler oynayabiliyor, galiba Marmaris şifesinin etkisi var bunda. Doğal bir kaynak su var ki su soğuk. Çok cazip bir yer değil. Öğle yemeği molasını veriyoruz. Tabaklar halinde geliyor ve menüde çok pişmiş makarna, salata, çeyrek ekmek ve ızgara tavuk var. Niye balık değil de tavuk derseniz, onlara göre turistler balık yemiyor, pahalıya geliyor bize demiyorlar da. O zaman nerde kaldı turun özelliği.
  3. Durak: Çiftlik. Burada birkaç restoran olarak çalışan tesis bulunuyor, çadır kuran, karavanıyla gelenler var, sanırım küçük de bir motel gibi yer var. Biz Rafet Baba iskelesine bağlanıyoruz, bir saat yüzme dinlenme molası veriyoruz. Bizden başka tekneler de var. Deniz güzel, berrak, buradaki denizlere giriş genelde çakıl ya da taş. Marmaris’e yaklaşık 60 km uzaklıkta, karayoluyla da gelinebilir Bayır Köyü üzerinden.
  4. Durak: Gebe ya da Gebekse Koyu. Ev gibi bir yapının kalıntıları var, dağ gebe bir kadını andırdığı için adını buradan almış. Başka rivayetlere göre de bir rahip varmış, çocuğu olmayan bu rahibe gelirmiş ve dua edermiş, dönüşte mutlaka çocuğu olurmuş. Tekne turunun en temiz koyuydu. Açıkçası ben buradaki turkuaz sularda yüzmeye doyamadım.

Gezi sonunda biz Fethiye, Adrasan ve Dikili'deki tekne turlarını arıyoruz. O kadar koylarıyla ünlü Marmaris tekne turunu ben açıkçası çok cazip bulmuyor, koylarına tertemiz diyemiyorum. Bunun sebebi çok sayıdaki tekne ve yat trafiği, bilinçsiz yerli-yabancı turistler…

Bayır-Söğüt-Taşlıca:

Bugün yeni yerler keşfedecek olmanın dayanılmaz heyecanı var. Selimiye-Bozburun turunda Söğüt tabelasını görmüş ancak başka güne bırakmıştık. Şimdi sırada bu köyler var. Yine Selimiye’ye gider gibi gidiyor, Turgut Köyü’nü geçtikten sonra yol ikiye ayrılıyor, sağ taraf Selimiye-Bozburun, sol taraf Bayır-Söğüt. Bu ayrımı kaçırırsanız, ki bu mümkün değil, Selimiye’den ve Bozburun’dan da yol gidiyor. Diğer bir güzergah Turunç’a gider gibi gidiyor, Turunç bayırını inmeden sola ayrılan yolu takip ediyorsunuz. Biz Turunç dağ çıkışı çok tırmanışlı kıvrımlı diye Datça yolunu tercih ediyoruz, ancak Turgut Köyünden sonraki yol asfalt olmasına rağmen çok dar ve burası da kıvrımlı. Dönüşte Bayır Köyünden yol ikiye ayrılıyor biz yanlışlıkla Turunç güzergahına devam ediyoruz, iyi ki de öyle oluyor çünkü bu yol daha geniş ve güzel sanki daha da kısa geliyor bize.

Bayır:

Gerçekten de bu ismi hak ediyor. Karadeniz köyleri gibi dağınık bir köy. Köyü geçtikten sonra aşağıya baktığınızda ürperiyorsunuz. Burada yapılacak pek bir şey yok, köy merkezinde bulunan çeşmesinden su doldurabilirsiniz, kısa bir mola verebilirsiniz. Köy halkı paraya düşkün galiba, zira yol üzerinde bal satan teyze soğuk olmayan su olmadığından çeşmeden doldurduğu kaptan su veriyor ve karşılığında 1TL alıyor, çok şaşırtıyor beni.

Taşlıca:

Önce Söğüt’e varıyorsunuz ancak biz Taşlıca’yı merak ediyoruz 4km yazan tabelayı takip ediyoruz. Bayır’dan sonra yol iyice daralıyor ve çok virajlı, ağır ilerliyoruz. Köye girişte bizi taşlar karşılıyor, yeşillik azalıyor sadece köy içindeki ağaçlar var. Köy meydanına varmadan önce “Serçe Limanı” tabelasını görüyoruz, köyden birilerine soralım diyoruz 5km daha çekmeye değer mi değmez mi diye. Bakkal, balıkçıların olduğunu, kum olan bir bölgeye de para karşılığı onların götürdüğü bilgisini veriyor biz de vazgeçiyoruz. Söğüt’e dönüyoruz. Eğer Serçe Limanına gitmeyecekseniz, Taşlıca’ya gitmenize de gerek yok bizce. Bakkal, Söğüt’te Cumhuriyet Mah. denize girildiğini söyleyerek hemşehrisinin de “Yakamoz” adlı restoran-pansiyonunu tavsiye ediyor.

Söğüt:

Marmaris’e uzaklığı 47km.

Geri dönüyoruz, kıvrıla kıvrıla Söğüt’e varıyoruz tekrar. Söğüt’e geldiğinizde ilk tepeden bir bakışla görüyorsunuz, manzara çok güzel, karşısında adalar var. Ancak ilk koyda daha çok tekneler oluyormuş, o nedenle yanından geçtiğimiz yol ayrımından içeriye dalıyoruz, zaten pansiyon ve restoranların tabelaları var, “Deniz Kızı, “Yakamoz” diye. Çok güzel evler görecek ve hayran olacaksınız. Hele tepedeki şahin gözü diyebileceğim ev bir harika. Sahile indiğinizde sola saptığınızda “Deniz Kızı Restoran-Pansiyon”, sağa saptığınızda “Yakamoz Restoran-Pansiyon” bulunuyor. Tabii başka pansiyonlar da var. Mesela Yakamozu geçtikten sonra başka güzel bir pansiyon daha görüyoruz.

Bizim Deniz Kızı’nın yeri hoşumuza gidiyor, kocaman da bir söğüt eşlik ediyor. Zaten nerde ağaç var biz de oradayız. Asmanın altında kendimize bir masa seçiyoruz. Pansiyon müşterisi oldukça kalabalık ve elit bir kesim. Bizimle ilgilenen garson oldukça suratsız, gün boyu hiç güldüğünü görmüyoruz. Asmanın bir tarafı deniz, diğer tarafı bahçe (salatalık, domates, biber, kabak,.. ne ararsanız var). Sonradan sahil boyunca bir yürüyüş yapıyoruz ve bu bahçelerin ne kadar çok olduğunu görüyoruz.

Denize girmek için herkes tahtadan iskele yapmış, çünkü giriş taşlık ancak iskeleden girdiğinizde nefis bir deniz sizi kucaklıyor. Suyu en sıcak yer. Küçük bir yer burası. Çok güzel evler yapılmış. Sessiz ve sakin.  Arsa ve ev fiyatları çok uçuk.

Deniz Kızı restoran meğer ünü olan bir yermiş. Gelen bir müşteriden duyuyoruz. Mezeleri o kadar bol ki, seçmekte zorlanmanız doğal. Balık vitrinini denizden çıkmış taze balıklar süslüyor. Mutfaktan çıkan her şey çok özenli. Kullanılan sebzelerin hepsi bahçeden. Biz dayanamayıp mezelere atlıyoruz bir de Karagöz balığı istiyoruz tadımlık. Mezeler nefis, hele Karagöz’ün tadı, sunumu, unutmamız mümkün değil burayı ve tabii Söğüt’ü. Ancak fiyatları normalin üzerinde.

Dilerseniz pansiyon oda-kahvaltı kişi başı 100TL (tüm sezon boyunca aynı)

Karagöz: 15TL, Mezeler:7TL, Küçük Bira: 6TL

http://www.sogutdenizkizi.com/

İncekum:

Boncuk Koy’dan dönerken girişine uğramış, biraz bilgi almış, zamanımızın az olması nedeniyle başka güne bırakmıştık. İyi ki de öyle yapmışız, çünkü İncekum tatilin 8. Gününde en keyif aldığımız koy oldu. Sabah mümkünse erken gidin hem daha tenha hem deniz sabahları daha keyifli oluyor. Yine Marmaris-Muğla Yolu üzerindeki Sedir Adası tabelasından dönüyorsunuz, Boncuk Koydan önceki koy ve tabelası da var, Marmaris’ten 25km. Çamlı Köyü Muhtarlığı tarafından işletiliyor. Arabanızı park alanına bırakıyor, giriş biletinizi alıyor ve traktör römorku ile 1 km uzaklıktaki köye götürülüyorsunuz. Karşınızda çam ağaçlarının şemsiye görevini gördüğü, içme suyu berraklığında tertemiz bir koy. Burası Gökova Körfezi!

Az sayıda şemsiye ve piknik masaları bulunuyor, ücretli hepsi. Tuvalet, duş ve soyunma kabinleri ücretsiz. Küçük bir büfe var, ekmek arası güzel bir köfte, tost, çay, kahve, abu-cubur bulabileceğiniz bir yer. Kayalık aralarında ya da ağaç altında doğal yollarda kalırız diyorsanız, ki gelen çoğu kişi öyle yapıyor, boşuna şezlong için ücret ödemenize gerek yok. Günlerden pazartesi olmasına rağmen kalabalık, hafta sonları sanırım iğne atsanız bulamazsanız. Tekneler de uğruyor iyice kalabalık oluyor. Su sıcaklığı da Söğüt’ten daha soğuk ama yine de ılık. Denizin içi de kum olduğundan su nefis, yüzmek çok keyifli, doğa bir harika. Kızım hiç çıkmadı, çünkü en çok burayı sevdi, çocuklar için çok uygun. Kesinlikle gitmenizi tavsiye ederim.

Giriş Ücreti kişibaşı: 5TL

Yarım ekmek arası köfte:6TL, Çay:1TL, Kahve:2,5TL

Gelirken yanınızda pikniğe gelir gibi her şey getirebilirsiniz ancak o kadar taşımaya değer mi siz karar verin! Portatif sandalye ya da şezlong tarzı bir şey getirirseniz istediğiniz kayanın aralığına kurulursunuz.

Bir butik otel gözüme çarpıyor, tatilinizi o yörede geçirmek isterseniz, Defne Butik Otel çok hoş görünüyor…

http://defnebutikotel.com/

 

Dalyan Tekne Turu

Marmaris bölgesi dışında bir yer ama ben yine de notlarımı paylaşacağım.

Kızımı İztuzu Plajına da götürmek istiyoruz. Sabah erken düşüyoruz yollara yine. Tam tekne turlarının kalkış saatine denk geliyoruz ve atlıyoruz teknenin birine.

  1. Durak,Çamur Banyoları: Derenin karşı kıyısına yanşıyoruz, tam bir pazarlama tekniğinin örneğini görüyoruz. Turlardaki yabancı turistler öncelikli. Giriş ücretli, içeride duşlar, tuvaletler, kafeteryalar hepsi düşünülmüş ve hoş. Çamur havuzu yaratılmış, tarihçesini ve neye iyi geldiğini de bilmiyorum ayrıca bakmam gerekiyor, acayip de pis kokuyor. Belki bir ilaç olur deyip kızımla birbirimizi çamurluyoruz, biraz kuruyup duşların altında yıkıyoruz, sonra termal havuza giriyoruz, orası da pis geliyor ama girdik bir kere, oradan çıkışta da hortumla tutulan tazyikli suda yıkanıyor, bir geleneği daha yerine getirmiş oluyoruz. Tekrar tekneye atlayıp bir sonraki durağa yola koyuluyoruz.
  2. Durak, Köyceğiz Gölü: Derenin başladığı yer olan Köyceğiz Gölü’nde suya girmek önce tiksindirir gibi hissetmeme sebep olsa da ilk eşim ve kızım atlıyor suya. Suyun rengi yeşil. Ben de giriyorum, su sıcacık ve denize göre biraz zorlasa da hoşumuza gidiyor.
  3. Durak, yemek molası, Deniz Kızı Restoran: Bu Deniz Kızı, Söğüt’teki restorandan bambaşka. Kooperatifin bir tesisi. Bileti alırken yemek nasıl diye sorduğumuzda, açık büfe demişlerdi. Çorba, salatalar, karpuz ve birkaç çeşit yemek var. Ama salatalar beklemiş, rengi değişmiş ve kokuyordu, aşçıyı çağırdılar, baktı tadına, kokmadığını söyledi. Kızımın bile tadını ve kokusunu tuhaf bulduğunu, yemediğini söylesem de aşçıyı ikna edemedim. Karnımız aç kalktık, keşke 3 çeşit olsaymış da adam gibi bir yemek olsaymış dedik, buradan Dalyan Tekne Kooperatifine de duyurulur. Oradaki yemek sayısını azaltın ama nefis kokan, taze yemekler ikram edin yerli turistimize de değer verin, lütfen!
  4. Durak, Knaous: kahverengi tabeladan okudum ismini. Hakkında hiçbir bilgi olmadan gidiyor ve rehber de olmadığından o öğle sıcağında tekneden inerek 1km yokuş yürümek ve içeriyi gezme gafletinde bulunuyoruz. Bazen sıcaktan nefes alamaz duruma gelince, kızımın deyişiyle “Harabeleri gezerken gerçekten harap oluyoruz”. Çok güzel bir antik kent ve bize tanınan bir saatlik sürede asla gezilemeyecek kadar büyük ve rehbersiz gezmenin de hiçbir anlam ifade etmediği yer. Bahar ayında ve mümkünse tarihini bilen biri ile gidin yoksa pişman olursunuz.

Müze giriş: 8TL (Çocuk ücretsiz)

(Muğla Dalyan'a yakın Köyceğiz sınırları içinde bulunan, bir diğer adı da "Kbid" olan antik kent.

Dalyan, Ortaca boğazının öbür yakasında bulunan kent bir mitosa göre Miletos'un ikiz çocuklarından biri olan Kaunos tarafından Karya - Likya sınırında kurulmuştur. Antik Çağ'da bir liman kenti olan Kaunos günümüzde kıyıdan hayli içeride kalmıştır. Kente girişte kaya mezarları ziyaretçilerin ilgisini çeken eserlerdir. Diğer taraftan kenti tahkim eden yaklaşık 3 km. uzunluğundaki sur duvarları, Stoa, agora, çeşme, hamam, tiyatro ve tapınak kalıntıları Kaunos'un Antik Dönemde teşkilatı tam bir kent olduğunu ortaya koymaktadır. Arkaik, Klasik,Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde hayli yaygın olarak yerleşim geçiren kent, M.S. yüzyılda terkedilmiştir. Yukarı Akropol Orta Çağ'da bir ara tahkim edilerek kullanılmışsa da, bu yerleşim fazla uzun süreli olmamıştır.

Kaunos'a genelde Dalyan'dan deniz motorları ile gidilmektedir. Motorlardan inip bir kilometre kadar yokuş yukarı yürümek gerekir. Antik kentin etrafını surların çevrelediği görülür.

Litvanya'nın bir şehri olan Kaunas ile karıştırılmamalıdır. )

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Kaunos 

  1. Durak, İztuzu Plajı: 9 yıl önce gitmişiz meğer. Dalgalı bir deniz hatırlıyorum, yine öyleydi.  Teknenin kaptanı dalganın öğleden sonra çıktığını söylüyor ama ben bu plajı sakin düşünemiyorum nedense. Dalgalarla oynarız diye düşündük ama dalgalar öyle bir vuruyor ki insanın canı acıyor, tam boynuma çarpan dalga, beni sersemletmeye yetti. O nedenle çok kalamadan denizden çıkıp gölgede oturarak dönme zamanın gelmesini bekledik. Yeme-içme olayı biraz tuzlu burada.

 

Hisarönü-Kızkumu-Bördübet-İnbükü

Aslında amaç Hisarönü’nden kalkan teknelerle Gökova tekne turuna katılmaktı ama, biletler Marmaris’ten satılıyormuş ve çok kalabalıktı. Teknedeki bey yine de gelebileceğimizi söylüyor ancak fiyata değmeyeceğinden vazgeçiyoruz. Biz de Kızkumu’na yöneliyoruz.

Hisarönü:

Hisaönü, Datça yolu üzerinde, Bozburun sapağından dönüyorsunuz sola. Plajı için hiçbir yere sapmadan devam edin, yol üzerinde göreceksiniz. Sabah saatinde deniz fırsatını kaçırmamak için hem de suyu test etmek için denize diriyoruz. Sahil kırmızımsı renkte çakıl. İlk bakışta koyu renk olsa da deniz suyu ilerleyince güzelleşiyor ama akılda kalacak bir yer değil. Hem plajda motel-pansiyon-kamp yerleri var.

3 yataklı oda+kahvaltı:150TL

Kızkumu:

Bozburun’a giderken yol üzerinde bulunan, Marmaris’e uzaklığı 25 km olan Orhaniye Köyü aslında. Keçibükü Mevkii olarak da geçiyor. Tabelası var, oraya dönünce restoran kısma çörekleniyoruz ve kızımla 650 metreyi bulan kırmızı kumlar üzerinde yürüyoruz denizin içinde. Bu kırmızı set denizi ikiye bölüyor, sanki denizin ortasında yürüyorsunuz gibi hissediyorsunuz. Bir değil iki hikayesi var;

Anlatılan ilk efsaneye göre, 3 bin yıl önce Baybassos Kenti’nin kralı, düşmanlarıyla giriştiği uzun yıllar süren savaşı kaybeder. Kenti ele geçiren düşmanlar, kral ile halkını öldürür. Krallığın güzelliğiyle meşhur prensesi, korsanlardan kaçmaya çalışır. Deniz kıyısına gelen ve yüzme bilmeyen prenses
 gerçekleşen mucize sonucunda eteğine doldurduğu kumları serptikçe deniz üzerinde bir yol oluşmaya başlar. Havanın karanlık olması nedeniyle yolunu kaybeden prenses, eteğindeki kumlar bitince boğularak yaşamını yitirir.
 

Kızkumu ile ilgili anlatılan bir başka hikaye ise güzel prensesin imkansız aşkıyla ilgili.

Kralın kızı fakir bir balıkçıya aşık olur ve babası evlenmelerine karşı çıkar. Birbirlerini çok seven iki genç, kraldan gizli sık sık buluşur. Kayıkla denizden gelen balıkçı genç, her defasında prensesin yaktığı ateşi görerek sevgilisinin bulunduğu yere gelir. Durumdan şüphelenerek askerlerine kızını takip ettiren kral, gizli buluşmalardan haberdar olur. Bir gece kızını yakalatan kral, askerlerine ateşle işaret vermesini söyler. Işığı gören balıkçı askerlere doğru gitmeye başlar. Askerlerin elinden kaçak prenses, koyun karşısına geçerek sevgilisini kurtarmak için denize atlar. Bu sırada bir mucize gerçekleşir ve prensesin adım attığı her yer kuma dönüşür. Kızın peşinden koşan askerler ise suya gömülür. Ancak okçulardan birinin fırlattığı ok, kıza saplanır. Prensesten akan kan, denizi kırmızıya boyar. Genç balıkçı ise kızı alarak sandalıyla uzaklaşır ve bir daha kimse onları görmez. O günden sonra da koy Kızkumu olarak adlandırılır.

Kaynak: http://tatil.milliyet.com.tr

Yüzmek isteyen için biraz ilerleyince derinleşiyor su ve güzel bir deniz. Bacaklarınızın arasından balıklar dolaşıyor. Günboyu zaman geçirmek için bize göre sıkıcı geldi, başka bir rotaya çevirdik direksiyonu.

1 Türk Kahvesi+1 su bardağı çay: 10TL

Amazon-Bördübet:

Bördübet’i merak etmiştim. Amazon’u da orada bulunan bir tatil yerinden (Amazon Club) dolayı hatırlıyorum. Biz hemen ilk gördüğümüz tabeladan giriş yaptık, Muğla-Datya yolu üzerindeki. Marmaris’e uzaklık 27 km. Meğer uzun olan yolmuş, biraz daha ilerleyip ikinci tabeladan giriş yapmak yolu daha kısaltıyor.  Yol dar ve çok kıvrımlı. Zaman zaman ormanın içinden zaman zaman taşlı dağlar arasından ilerledik. Golden Key oteli çıkıyor karşınıza. Bördübet aslında köy ama tektük evler dışında bir şey göremedik, pek köy gibi gelmedi. Merak edip ilerliyoruz toprak yoldan Amazon Club tabelasını takip ediyoruz, küçük bir adacık gibi bir plaj dışında (sonradan buranın otele ait olduğunu tahmin ediyoruz) bir mekan yok ve yoldan geri dönmeye, Amazon’a kadar gitmemeye karar veriyoruz. Golden Key’den bir görevliye soruyoruz, Datça Yolu’nun düzgün ve kısa olduğunu, tesis bulunmadığını ve denize koylarda girebileceğimizi öğreniyoruz. Yol daha iyi, keşke buradan gelseymişiz diyoruz. O koy bu koy derken Datça Yoluna çıkıveriyoruz, geri de dönmüyoruz zaten bir iki araba dışında koylar bomboş, deniz perisi de uyuduğundan yolumuza devam ediyoruz. Burada tatil yeri arayanlara iki yer önerisi, bence Amazon tabii…

www.klupamazon.com

www.goldenkeybortubet.com

İnbükü:

İnbükü, Datça Yolu’a çıkınca Marmaris’e doğru yol alınca çıkıyor hemen karşımıza. Marmaris-Datça Yolu’nun 28. kmde. İnbükü, en iyi on sıralamasına girmiş kamp alanı aslında. Halkın Emel Sayın  koyu adını verdiği koyda karavan veya çadırla kamp yapmak da mümkün. Giriş ücretli. Toprak ve kötü bir yoldan gidiyorsunuz. Yol ikiye ayrılıyor biz once sola ilerliyoruz. Kampçılar var burada daha çok. Hatta inerken başparmağımı arabanın kapısına sıkıştırıyorum ve ilk müdahaleyi orada bulunan kampçı bir anne ile kızı yapıyor, buz devreye giriyor, su veriyorlar, kolonya veriyorlar ve bayılmak üzere olan ben ayılıyorum (her şey için çok teşekkür ediyorum buradan). Parmak davul gibi şişiyor ama biz deniz keyfinden ödün vermiyoruz. Günübirlikçilerin olduğu yerde denize giriyoruz. Koyu renk çakıl giriş, hiç sevmediğim bir giriş. Ama derinlerde yüzmek keyifli. Sonra diğer bölüme, Mağara Koyu’na geçiyoruz, burası daha küçük bir koy, burada kampçı yok ama İnbükü’nün daha iyi olduğuna karar veriyoruz. Burada da deniz keyfimize devam ediyoruz.

Yanınıza içecek ve yiyecek ayrıca yerlere birşey sermek için kilim vs almayı unutmayın!

Günübirlik Giriş: 13,5TL

http://eniyion.hurriyet.com.tr/default.aspx?mekanID=86&siraID=3513&hID=5090412

Amos-Kumlubük

Turunç’a giderken gördüm kahverengi Amos tabelasını, son günlere bıraktık. Marmaris-İçmeler-Turunç-Kumlubük arasi 16 Km. Turunç içinden tabelaları takip ederseniz once Amos harabeleri karşılıyor sizi. Yol dar, kıvrımlı ancak düzgün. Sıcakta antik kent gezmiş bir aile olarak bu sefer Kumlubük hedefliyoruz zaten tepeden gördüğümüz koymuş. Koyda villalardan oluşan bir tesis, bir kaç restoran bulunuyor ki bunlardan en ünlüsü Hollandalı Ahmet’in Yeri. Önce aynı zamanda yat kulübü olan ve dünyanın ünlülerini ağırlayan bu tesise ulaşıyoruz, ben inip bilgi alıyorum ancak fiyatlar uçuk ve plajda iki aile dışında kimse yok. Restoran hoş, güzel, Çin mutfağı da var ancak aile kararı gereği boş plajda sabah denizene girip Turunç’a dönmeyi uygulamaya geçiriyoruz. Plajın adından yola çıkarak kum olacağını sanan biz, çakıl plajı görünce hayal kırıklığı yaşıyoruz ama denizen serin suları gönlümüzü almayı biliyor. Buraya denizden de gelebilirsiniz ya da Turunç’tan kalkan minibüslerle de. Koyda villalardan oluşan Villa Florya Beach Resort da bulunuyor. Dileyenler için iher iki tesisin de web sitesi ekli. Ama biz İncekumu gördükten sonra girdiğimiz koylarda tatmin olmadığımızı anladık ve tatilimizi İncekum’da noktaladık.

Hollandalı Ahmet’in Yerinde mezeler: 13,5TL, Köfte: 28TL, Çin Mutfağı ise 60TL’dan başlıyor…

      http://www.kumlubukuyachtclub.com/hakkimizda.html

http://villaflorya.com/index.php

 

 

Cok güzel bir gezi olmuş ve anlatımlar çok faydalı, biz de bayramı marmariste geçireceğiz, sevgiler, teşekkürler www.cincinsfikirli.blogspot.com.

Valla imrendim kardeşim, çok güzel bir tatil geçirmişsiniz. Bence İpek daha çok keyif almıştır.Helal olsun size.Abin Hüseyin.

Yeni yorum gönder