You are hereDut Ağacı / Ben Ahmak, O Uyanık

Ben Ahmak, O Uyanık


By hasibece - Posted on 10 Şubat 2007

“Ben ahmak, o uyanık”

 
8 yaşındaki siyah saçlı, esmer tenli, zayıfça bir kız çocuğunun ağzından dökülen ve beni yakan kelimeler bunlar... Uyanık dediği kişi ise, karşı salıncakta sallanmakta olan bu sıcakta kalın şapka giymiş, kazağını pantolonun içine gelişigüzel sokmuş ve kemerini iyice sıkmış 6 yaşındaki kendi gibi cılız erkek kardeşi.
 
Baharın en sevdiğim aylarından nisan ve öyle güzel, güneşli, pırıl pırıl bir gün ki. Öğle yemeği bile hazırlamadan kızımla fırlıyoruz dışarıya. Sanki zaman kaçıyor, yetişemiyoruz, içimdeki his böyle diyor. Kızım bu güzel günü ıskalamamalı, toprakla, kumla yani doğayla buluşmalı hemen. Öyle yapıyoruz. Sevdiğimiz çocuk parkına gidiyoruz orası cıvıl cıvıl oluyor diye. Kızım salıncakta sallanıyor önce. Anneannesi olduğunu düşündüğüm ama bakıcısı olduğunu öğrendiğim 3 yaş civarında bir erkek çocuğu, Deniz, geliyor konuşkan kadınla. Deniz karşımıza oturuyor altına serilen küçük kilim üzerine ve başlıyor kumlarla oynamaya. Ben, “O kilime ne gerek var, zaten kumlarla oynamayacak mı, kirlenmeyecek mi?” diye düşünürken, “Bizimki öyle sallanamıyor, korkuyor diyor” sohbeti başlatmak istercesine kadın. Biz salıncak muhabbetine dalmışken göz ucuyla fark ediyorum aslında iki örgüsü olan sevimli kızı. Yanımızda bitiyor sonra, yan salıncakta başlıyor sallanmaya. İpek haber vermeksizin inmeye kalkıyor salıncaktan, korkuyla yakalıyorum onu. Küçük kız da adını anlayamadığım bakıcı kadına “Bak ben atlayabiliyorum ama salıncaktan” diyor ve atlıyor, İpek’in sallandığına geçiyor. Biz kenara çekiliyoruz, İpek kumlarla oyuna dalıyor. Bu sırada bakıcı kadın ile küçük kız arasındaki konuşma başlıyor, zaman zaman benim de dahil olduğum, içimi fena burkan konuşma. Sırasını hatırlayamadığım ve mutlaka yazmalısın dediğim şu karşılıklı konuşma geçiyor aramızda.
 
-“Sen büyüksün tabi atlarsın” diyor kadın. Biraz da meraklı bir tip ve kızın giyiminden kuşkulanmış olması nedeniyle:
-“Sen nerede oturuyorsun?” diyor.
Kız ne diyeceğini şaşırmış vaziyette, “Aslında Yalova’da oturuyoruz ama buraya çalışmaya geldik” diyor.
Kadın, “Ne iş yapıyor baban?”
Kız sanki ağzından çıkmasını istemezmiş gibi, çoğu çocuğun bile bilmediği artık unutulmaya yüz tutmuş mesleği söylüyor usulca, “Kalaycı”.
Kadın bana dönüyor, duymadığımı düşünerek, “Kalaycıymış babası, geziyor tabii.”.
-“E sen okula gidiyor musun?” diyor kadın, kız ise beklediğimiz cevabı veriyor, ”Hayır”.
-“Hiç mi gitmedin?”
-“Hayır!”
-“Kardeşin?”
-“O daha 6 yaşında ama o gidecek.”
-“Sen niye gitmiyorsun?” diye soruyor kadın ama cevabı beklemeden yorum yapıyor bana, ”Tabii o kız, o erkek ya” diyor, nasıl canımı sıkıyor bu yorum. Ama kız daha fena bir cevap veriyor, sanki 8 yaşındaki oyun çocuğu olan o değilmiş gibi: “Ben ahmak, o uyanık çünkü” diyor.
 
Birden hava değişiyor, o parlayan güneş gidiyor, kara bulutlar kaplıyor bulunduğumuz parkın üzerini sanki. Nasıl şaşkınlıkla karşılıyorum ondan duyduğum bu cümleyi. Ne demek şimdi bu? Onun yorumu mu bu? O nerden biliyor bu kelimelerin anlamlarını? Kendine mi yakıştırdı bu sıfatları ve kendi isteğiyle?... Ardı kesilmiyor kafamdaki soruların. Sadece ben değilim bu cevapla şok olan, kadın da şok oluyor. Bakışıyoruz ne diyeceğimizi bilemeden.
 
Atlıyor hemen kadın panikle, “Aaa ne demekmiş o, hiç öyle şey olur mu, kim dedi böyle?”.
-“Annem öyle diyor. Sen ahmak, o akıllı diyor.” Hemen ardından da ekliyor, “Kendi aralarında öyle konuşuyorlar hep.”
-“Olur mu öyle, senin neren ahmak, bak pırıl pırıl gözlerin var, nasıl parlıyor, okursun sen de!”
-“Pırıl pırıl mı?” diye soruyor inanmak istercesine o cılız, tereddütlü sesiyle.
 
Kadın bana dönüyor yine, “Bak görüyor musun ufacık çocuğun kafasına neler sokuyorlar! 8 yaşında, 2. sınıfa gidecek oysa.”
 
-“Tabii, sen de okursun seni gönderseler okula. Sen de ki anne-babana, ben okumak istiyorum, sen istersen gönderirler.”
-“Göndermezler.”
-“Gel benim kızım ol, benim kızım yok, ben seni okula da gönderirim, olur musun?” diyor kadın, kızın nabzını yoklamak için mi, gerçekten mi bilmem.
Kız mahzunlaşıyor bacaklarının boyuna büyük gelen yere yakın sallandığı salıncakta. Ben soruyorum bu sefer, “Deden falan yok mu, onların yanında kalıp okula gidemez misin?”
-“Var ama, onlar hasta, İstanbul’da oturuyorlar. Biz de oradaydık, ama dedem evi sattı sonra biz Yalova’ya yerleştik.” diyor.
 
Düşünüyorum hemen ne yapabilirim bu kız için? Ne kötü ben de dahil bu kızın geleceğinin güzel olması adına bir şey yapmıyoruz, mahrum kalıyor eğitimden. Ben de dahil diyorum, çünkü belki tutup kolundan gidip tek bakışta göremediğim yakındaki bahçede tencere kalaylayan babası ile görüşebilir, yatılı okul imkânı var mı araştırabilir, Milli Eğitim Müdürlüğü ile görüşebilirim,... Ne yapıyorum, sadece kalemime konu yapıyorum. Çok uzaklarda değil kızını okula göndermeyen aileler yanı başımızda oysa. Ben ve arkadaşlarım çocuklarımız için her şeyi kılı kırk yararken böyle anne-babalar olduğunu görmek üzüyor beni derinden... Sanki içinde yaşadığım fanus çatırdıyor. Yapsaydım ya bir şey diyorum, kızıyorum kendime fena, bu da içinde bir uhde olarak kalacak bak diyorum. Kendim geliyorum aklıma sonra, ben de az daha okuyamayacaktım ilkokul sonrası eğer diretmeseydim. Ablamla nasıl yatılı okul aramıştık, Milli Eğitim Müdürlüğüne gitmiştik, hatta konuşmalarımızı duyan bayan bir müfettiş kendi evini bile teklif etmişti ama çabalarımız olumsuz sonuçlanmış ve ben o yıl ortaokula başlayamamıştım ta ki ağlayıp sızlanıp “Ben de okumak istiyorum, ağabeylerime nasıl ilçeden ev kiralayıp ninemi yanlarına gönderdiyseniz bana niye kiralamıyorsunuz,...” gibi uzayıp giden sızlanmalarım, gözyaşlarım annem ile babamı ikna edene kadar. Ama sanırım hiç okula gidemeyen annemin ısrarı bunda çok etkili olmuştu, “Ben okuyamadım, onlar okusun”diyen canım annemin. Eğitimimi devam ettirmeme ve bugünlere gelmeme sebep olan iki kadından biri de okuma yazması olmayan ninemdi. Annemi bu konuda destekledi ve babamı ikna edebildik, üstüne de onları gururlandıran ilk dönemki sadece 3 tane 9’u olan gerisi 10 olan ve bana birincilik getiren karnem gelince...
 
Sonra konuşma nerde, nasıl kesildi ve kız ne zaman parktan ayrıldı hatırlayamıyorum daldığım düşünceler içinde ben böyle toz duman içinde boğuşurken. Böyle bir konuşmayı umarım başka bir parkta onun elinden sağlam tutacak biri ile başlatır, umuyorum ve diliyorum onun okula gidebilmesini...
 
10 Nisan 2007
 

 

Yeni yorum gönder