You are hereBeni Yakalayamaz ki / Yorumu yanıtla

Yorumu yanıtla


Beni Yakalayamaz ki

By hasibece - Posted on 24 Haziran 2007

Beni yakalayamaz ki

 
Tik tak tik tak tik tak... Koşarcasına ilerliyor akrep arkasına bakmadan “Beni yakalayamaz ki, beni yakalayamaz ki” diye bağırarak, tıpkı çocukluğumuzda oynadığımız oyunlarda avazımızın çıktığı kadar haykırdığımız gibi. Peşinden giden yelkovan yok ortalıkta. Boşuna da aramayın onu. Yelkovansız akrep mi olur, saat çalışır mı, zaman ilerler mi de demeyin. Annelik almış onun yerini. Akrep kaçıyor ve annelik arkasından var gücüyle çocuğundan ona kalan zamanlarda topladığı tüm kuvvetiyle kovalıyor. Ama ne mümkün yakalamak, ulaşmak akrebe. Aradaki mesafe de kapanmak bilmiyor. Yelkovan olsa yine 60 dakikada bir yetişir ona, bir sonraki zamana devir olur ama annelik onu da başaramıyor. Oysa döngü, hep aynı döngü.
 
Anneyi bu kovalamacada saf dışı bırakansa, onu anne yapan çok özel bir varlık, hayattaki en önemli varlık. Mutsuz mu anne, bu yarışı hiç kazanamayacağına dair duyduğu umutsuzluktan. Asla... Bu akrep durmaksızın olduğu yeri 360 derece turlayan akrep değil, bu akrep zamanı uzattıkça uzatan bitmek bilmeyen enerjiyi anneye yükleyerek anneyi oradan alıp başka diyarlara sürükleyen farklı bir akrep.
 
Önceden yelkovan yerinde dururdu, ben geçerdim öne bazen. Yetişemiyorum ben zamana anne olalı beri. En azından biraz olsun akrebe yaklaşabilmek adına uyku saatimi bile azalttım ama yine olmuyor, acaba ben mi başaramıyorum. Desteksiz, başardım, diyenlerin taktiklerini öğrenmek güzel olurdu doğrusu. Bazen soluk soluğa kalıyorum bu yarışta, başımı çevirip baktığımda kendime, hiç sabrımın kalmadığını görüyorum. Acil enerji depolamam gerektiği sinyallerini alıp yol üzerinde uygun bir dinlenme tesisi buluyorum kendime. En azından benim yarışımda mola duraklarım var deyip şükrediyorum yine de. Şükürlerin en büyüğü zor da olsa bu yarış, beni bu yarışa sokan böceğim için elbette.
 
Çalışan anne pozisyonuna bir süreliğine ara verdiğim günden beri sanki bu koşturmaca daha da bir artmış gibi geliyor bana. O zamanlar da olmuyordu, yakalayamıyordum zamanı ama şimdi de olmuyor. Anne ne durumda olursa olsun anne ve sanırım çıkan tablo çok da değişmiyor. Hep aynı, akrebin zafer gülüşü. Dünyanın neresinde hangi ülkesinde olursa olsun tüm anneler çok iyi bilir bu ünlü tabloyu. Yapmak istediklerime her gün bir şeyler ekleniyor, fırsat bulup yaptıklarıma seviniyorum en azından. Hem ben, hem annelik ikisi aynı anda. Fiziksel olarak dinlenmek için bulduğum bir köşeye çekilsem de, beynim durmuyor, sürekli çalışıyor. Listeler çıkarıyor bana durmadan ardı arkası kesilmeksizin. Anlıyorum ki annelik bu. Endişe, kaygı da cabası. Aşktan çok öte annelik. Yoksa hangi beden dayanırdı buna. Ferhat’ın dağları delen sabrı da ne ki!
 
Düşünüyorum tek çocukla ben yarıştan diskalifiye olmuşum, ya beş–sekiz-on çocukla bu yarışı sürdürenlere ne demeli? Düşünemiyorum ki hiç. Verilecek elmas madalyon bile manasız kalır, kazanamasalar da yarışmacılara ödüller dağıtılan tek yarış olan bu özel yarışta. Her şeye ulaşmaya çalışmak bazen mümkün, bazense değil. “Film, sinemada izlenir.” felsefesine sahip ben, en son ne zaman gitmişliğimi bile unutmuşum. Gidip sinemada zamanında izleyemediğim Gladyatör CD’si bile kaç yıldır çekmecem de duruyor, iki buçuk saat sürüyor ya, parça parça bile olsa gözüm yemedi. Ne ayıp değil mi? Elime aldığım bir kitap ise yazmaya utandığım zamanlarda bitiyor. Ben mi beceriksizim acaba? Hem bana, hem anneliğe olsun istiyorum elimde varsa birazcık zaman.
 
Olsun ama ben yine de keyifliyim, mutluyum böcek kızımla katıldığım bu yarışta. Birlikte kovalıyoruz akrebi üç kişiden oluşan grubumuzla. Kah düşüyoruz birlikte, kah koşuyoruz, kah dinleniyoruz.
 
Farkındayım, anne olarak bu yarışa katılmak bile büyük nimet. Allah isteyen her kadını kabul etsin diye duam.
 
 
 
 
 
24 Haziran 2007 Pazar

 

Cevapla