You are hereO, Hanım Esma İdi / Yorumu yanıtla

Yorumu yanıtla


O, Hanım Esma İdi

By hasibece - Posted on 02 Nisan 2007

O, HANIM ESMA İDİ

 
Varlıklı bir ailenin kızıydı. 20 yaşlarında saçları beline kadar inen, güzel bir genç kızdı. 30 yaşındaki komşu köydeki dul bir adama gelin gidiyordu. İlk eşi vefat etmişti adamın, üstelik varlıklı da değildi. Gelini almaya gelmişlerdi ama babasının son bir isteği vardı, “atlara baksın, yem versin, öyle gitsin”. O zamanların gelinliği olan yöresel kıyafetini çıkardı üzerinden ve babasının isteğini yerine getirip öyle bindi o zamanın gelin arabası, at arabasına.
 
Gelin geldiği komşu köyde kadınlar şalvar giyerken o çiçekli elbisesini giymişti ilk zamanlar. Köylü hemen ona, son nefesine yani 90 yaşına kadar taşıyacağı “Hanım” lakabını takmış, artık o herkesin tanıdığı “Hanım Esma” olmuştu.
 
Hanım Esma nerden bilebilirdi, o kadar varlıklı yaşamın ardından yeni yaşamında yoksullukla tanışacağını. Yaşanan kuraklığın kıtlığı da yaşatacağını ve binbir zorluğu da beraberinde getireceğini. Ama o güçlüydü, öyle güçlüydü ki eşi bacağını bilinmeyen bir hastalık sebebiyle kaybetse tek bacakla kalsa da o üç çocuğu ile babasının varlığının arkasına asla sığınmadı. Sonradan tanıştığı yoksulluğu sanki daha önce yaşamış gibi üstesinden gelecek kadar güçlüydü. Fiziken de güçlüydü, kendisine saldıran koca komşu köpeğini ağzından tutup ikiye ayıracak, bunun için hâkim karşısına çıkacak kadar da güçlüydü, gözü karaydı. Küçük oğlu 16 yaşındayken eşini kaybetti, geri kalan 40 yıllık yaşamını eşsiz ama oğlu, gelini ve torunlarıyla sürdürdü.
 
Onu herkes, komşu köylerdekiler ve ilçedekiler “Hanım Esma” olarak tanırlardı. O, iyi bir aşçıydı, köydeki düğünlerde verilen lezzetli yemeklerin aşçısı. O, köy fırınlarının mimarıydı, onu çağırırlardı bahçeye bir fırın kondurmak için. O, dertlere deva olurdu, koca-karı ilaçları yapar, konuşamayan çocukları dillendirir, kurşun döker dertli insanları rahatlatırdı. Ayağı burkulanların, gözünde arpacık çıkanların, altın küpesini kaybedenlerin, kız istemelerde aracılık etmesini isteyenlerin ilk koştuğu adresti onun evi.
 
O, çok çalışkandı. Hiç boş durmazdı. Elinden gelmeyen iş yoktu ki. Tatlı dili ise yılanı deliğinden çıkaracak cinstendi. Sanki hiçbir şey zor gelmezdi ona, gecenin bir yarısı çay isteyen torununa seve seve çay yapar, sabahın ilk ışıklarında kalkıp börekler açar, kızartmalar yapardı misafirlerine. Yüreği ise sevgi doluydu. Ama öyle sevgi dolu bir anneydi ki, öyle sevgi dolu bir babaanne-anneanneydi ki o... 49 tane torununu, torununun torununu görme mutluluğunu yaşayacak kadar zamanı oldu vefat ettiğinde. Torunları kendini “Hanım Esma’nın torunuyum” diye tanıtırdı soranlara gururla. Yaşamayı o kadar çok severdi ki, olumsuzluklara hangi gözle bakıp alt ederdi onları hayranlıkla izlerdim çocuk yaşımda. Ölümden de bir o kadar korkardı, ama naftalin kokan kefen kutusunu da yatağının altından hiç eksik etmezdi, sanki korkusu sadece laftaymış gibi.
 
O, okuma yazma bilmezdi ama yanlarında kaldığı torunlarının eğitiminde en büyük rolü üstlendi. Köyde eğitimi sürdürmek imkânsız hale gelince, ilçede ev tutuldu, onlarla kaldı. Onlara yemek yaptı, çamaşırlarını yıkadı, sıcacık sobalarını yaktı, bir gecede patikler örüp ekmek parası çıkardı yeri geldi. O bunlardan hiçbir zaman gocunmadı, severek yaptı yıllarca... O olmasaydı, şu an bu yazıları da yazamayabilirdim dedi o baktığı torunlarından en sonuncusu.
 
Ben babaannemi, Hanım Esma’yı çok sevdim. Hayranlık duyduğum, büyük sevgi beslediğim, başından çiçeğini, yüreğinden sevgisini, içinden yaşam sevincini eksik etmeyen ninemi... Okuma sevdası ile yanıp tutuştuğum ilkokul sonrası, gözyaşları döktüğüm o zamanlarda o benim en büyük kurtarıcım oldu. Soğuk kış günlerinde sarılıp uyuduğum, ellerim üşüdüğünde koynunda ısıttığım, evcilik oyunlarıma ortak ettiğim, anlayışına sığındığım en büyük desteğimdi o benim. Onu kaybetmekten çok korkardım çocukken. Sanki Allah benim duamı kabul etmiş gibi, o da yaşamdan ben çok uzaklardayken bir yıldız gibi kayıp gitti. Şimdilerde ise dilimden düşürmediğim, anlattıkça yaşam biçimine, kişiliğine hayranlığımın katlandığı, kokusunu burnumda hissettiğim, çok özlediğim biricik nineciğim benim o. On parmağında ondan fazla marifeti olan nineciğim benim.
 
Bugüne gelmemde en büyük emeği olan, saygı ve sevgiyle andığım Hanım Esma o. Her zaman örnek almaya çalıştığım insan o.
 
Sen rahat uyu, nur içinde yat nineciğim.
 
 
 
2 Nisan 2007

 

Cevapla